Huzurlarınızda; Duygu ÇETİNKAYA.
Sevgili Duygu'cum hoş geldin, Çılgın
Dershane ile profesyonelliğini ispatlayıp,
tüm Türkiye’nin gözüne girdin. Hakkında
yapılan yorumlardan da belli ki gelecek
projelerinle Türkiye’nin Gözdesi olacaksın.
Tabii biz seni “Türkiye’nin Yıldızları”,
Silikon Vadisi, Türkü filmleri ve Sabah
gazetesi reklamlarından biliyorduk. Klasik
bir soruyla gireyim. 2007 y‘e nasıl girdin?
Bu sene için beklentilerin ve hedeflerin
nelerdir?- Güzel girdim özellikle
filmin vizyona girmesiyle birlikte mevcut
kariyerimin en uç noktasındayım. İlerlemeye
de devam ediyorum. Bu senenin de çok güzel
geçeceğine inanıyorum.
Çoğu kişi 2006 senesi için olumsuz
konuşuyor. Sanki uğursuz bir seneymiş gibi…
Senin 2006 ile ilgili düşüncelerin nelerdir?
Hayatını etkileyecek bir şeyler yaşadın mı?
Yaşadıysan neler yaşadın?
- 2006 benim için hazırlık senesiydi ve bir
o kadar da güzel bir yıldı çünkü , kendimi
işimde ispatladığım bir yıl oldu. "Tecrübe
senem” diyebilirim. Sinema Filmi teklifi
almam da hayatımı etkiledi, çünkü süper bir
kadro ile çalıştım.
Yeni bir yüz olduğun için insanların
senin hakkında merak ettiği çok şey var. Bu
yüzden okul hayatınla başlayalım.
Duyduğumuza göre liseyi 9 farklı okulda
okumuşsun. Hangi şehirlerde ve hangi
okullarda okudun?
- En baştan başlayayım o zaman. Evet,
hayatım okul değiştirmekle geçti. Sebebi ise
yaramaz bir öğrenci oluşum değildi :)
Babamın mesleği yüzünden ailece çok şehir
gezdik. Bu yüzden de baya bir okul
değiştirdim.Bazen bir ilin içinde bile iki
veya üç okul değiştirdiğimi bilirim. Çok
zordur.
İlk okulum Ankara’da Kurtuluştu, daha sonra
babamın tayini çıkınca İskenderun’a
yerleştik. İlkokul ikinci sınıfa Mithat
Paşa’da devam ettim. Daha sonra dördüncü
sınıfta İklem Koleji’ne geçtim. İlkokul
böylece bitti. Orta okula ise ‘’ Beş
temmuz’’ da başladım. Aslında ben orta okula
geçtiğim sene ilköğretim sistemine
başlandığı ilk yıldı. Yani İklem de
öğrenimime devam edebilirdim ancak tüm
arkadaşlarım beş temmuzda okuduğu için oraya
geçmek istedim… iki yıl orada okudum… 1999
Gölcük depremi olunca babamın tayini
Gölcük'e çıktı. Sonra İzmir dendi, ancak
deprem olduğu ve yerleşim alanının neredeyse
kalmadığı Gölcük'e takviye güç gerekli
olduğu için babamı o bölgeye en yakın yere
yani Erdek'e tayin ettiler. Öğrenimime orada
devam ettim.. Orta okulun son senesini de
Atatürk de okudum. Daha sonra da Anadolu
lisesini kazandım.
Hazırlığı orada okudum ve babamın yine
tayini çıktı Bu sefer de İzmir'e
taşındık.. ve buradaki okulum da Menemen
Anadolu Lisesi oldu ve Allah'a bin şükür
öğretim hayatım bitti :) sonra üniv başladı
işte.
Okumak iyidir deniyor da seninki
okumaktan ziyade sürgüne dönmüş.
Üniversiteyi de işlerin dolayısıyla
dondurduğunu öğrendim. Umarım işlerin
hafifledikten sonra, belki de evlendikten
sonra üniversiteye devam edersin.
- O kesin zaten okumadan bir şey olmaz. Okul
bitmeli zaten.. İşlerim hafiflediği bir
zaman bitirmeyi düşünüyorum. Her insanın
okuyarak kendisini geliştirmesi gerekti.
Okulum pek ağır olmasaydı ikisini bir arada
yürütmeyi isterdim ama şimdilik şu işimin
zor kısmını atlatmayı bekliyorum.
Bu kadar iyi rol yapabilme yeteneğinin
altında ne var? 5-6 farklı şehir görmüş
birisin, İskenderun’lu demir-çelik
işçilerini de bilirsin, İstanbul’da
entellektüel bir homoseksüelide bilirsin.
Acaba rol yeteneğinin altında bu kadar çok
çeşitte insanı tanımış olman olabilir mi?
- Kesinlikle :) Çok doğru bir analiz. Çok
şehir gezmek, çok insan tanımak demektir,
çok insan da farklı karakterler demek
oluyor. Tabi biraz da yetenek ve hayal
gücünü de bunlarla harmanladığın zaman
ortaya benim ve bizim gibi yetenekli gençler
çıkıyor, diye düşünüyorum..Çok şehir gezdik
ve bir o kadar da insan yüzü ile karşılaştım
bu da beni farkında olmadığım bir öğrencilik
hayatına soktu sanırım. (Emre- Nasıl bir
örgencilik? ) Şöyle söyleyeyim, kendi
kendime onları taklit etmeye başladım ve her
taklit ettiğim kişi benim farklı bir
karakteri canlandırmamı sağladı ve bu da
zamanla mimiklerime yansıdı galiba..
Çocukluğumdan bu yana insanların yüz
şekillerini dikkatle inceler ve taklidini
yaparım. Bu da hep hoşuma giderdi ve hala da
gidiyor .. Yani aslında farkında bile
olmadan kendimi bir şekilde eğitmişim ve
bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Aslında en
büyük özelliğim sesimi çok iyi kullanıyor
olmamdı belki de üzerine taklidi de
ekleyince eğlenceli oluyordu. Herkes çok
sağlam da bir kulağım olduğunu söylerdi.
Teyp gibi kayıt eder, eder aynısını
yapardım.
Tüm öğrenim hayatım boyunca müzik hocalarım
benim konservatuara gitmem için çok ısrar
ederdi, sesimi iyi kullandığımı ve
oyunculukta da başarılı olduğumu hepsi
söylerdi. Ama ben oyuncu olmayı yada şarkı
söylemeyi hiç düşünmediğim için
konservatuara girmek istememiştim. Şimdi ise
“keşke” diyorum…
Şimdilerin çoğu yetenekli sanatçısı okul
dönemlerinde, yani daha küçük yaşlarda diğer
çocuklardan ayrıdır. Ya çok yaramazdırlar,
ya çok tembel olurlar, ya çok başarılı
olurlar, ya çok sosyal yada asosyal olurlar.
Sen geriye dönüp baktığında, seni diğer
çocuklardan ayıran özelliğin neydi?
Hatırladığın güzel bir anını anlatabilir
misin bu konuyla ilgili?
- En güzel dönemimdi anımsaması bile
bambaşka bir şey benim için. Benim
küçüklüğümde beni hiç tanımayan biri bile
özel bir çocuk olduğumu uzaktan
anlayabilirdi. Çünkü çok farklı yeteneklerim
vardı.
Bir kıza göre çok haşereydim, hırslı ve bir
erkek kadar da güçlüydüm. Herkesi
güldürürdüm ve çok bilmiştim,yerimde bir
saniye bile duramazdım. En önemlisi de
futbol oynardım. Herkes buna şaşırırdı.
Sonra , erkekleri döverdim! hehehe :) Kimse
bana karşı çıkamazdı, ağaçlara tırmanmayı
çok severdim (özellikle saklambaç oynarken).
Ama en büyük özelliğim futbolumdu. Erkek
doğsaydım sanırım iyi bir futbolcu olurdum.
Aslında bayanlar liginde oynamak tek
hayalimdi de diyebilirim. Kısmet olmadı
tabi..
Zaten öyle güzel bir çocukluk geçirdim ki
anlatılamaz, yapabileceğim o kadar çok
faaliyet vardı ki sosyal olmamak mümkün
değildi. Altı yıl İskenderun'da sanki bir
başka dünyada yaşadım. Bir çocuğun
isteyebileceği her şeye, hatta fazlasına
sahiptim. Askeri bir kampın içinde
dilediğimiz her şeye sahip şekilde büyüdük,
her şeyimiz güvenli ve bir o kadar
özgürceydi.
9 yaşında diskoya gidebiliyordum yani :)
inandırıcı gelmese de. Arkadaşlarımızla bir
arada sabahlayabiliyorduk, bungalov evimiz
bile vardı. Gündüzleri denize girer, öğle
vakti futbol oynar, akşamları eğlenirdik
kafamıza nasıl eserse. Geceleri denize
girdiğimi çok bilirim. Sokağa çıktığımda
annem ve babam “başına bir şey gelir mi?”
kaygısı içinde olmadı hiç. Bu da bizim rahat
büyümemizi sağladı eğlenerek , gezerek ve
görerek. Arkadaşlıklarıma gelirsem, kendi
yaşıtlarımla hiç arkadaş olmadım, olamadım
daha doğrusu. Arkadaşlarımın hepsi benden
büyüktü. Ben de hep onlarla olduğum için
birkaç sene önden gittim hep ve kendi
yaşıtlarımdan daha çabuk olgunlaştım. İşin
ilginci onlar büyüktü ama hepsine benim
lafımı dinlerdi hahaha :) İşin açıkçası
benim çenemi dinleyeceklerine dediğimi
yaparlardı..
O günleri özlüyorum aslında insan büyüdükçe
yükümlülüklerle dolup taşıyor, oysa
çocuklukta öyle mi? özgürsün aklının
alabildiğine ,özgürsün hem de… bu soruyu
cevaplarken dejavu yaşıyorum inan bana emre
her saniye gözümde canlandı ve çok mutlu
oldum… Keşke hep çocuk kalsaydım futbol
oynamayı özledim.
Açık konuşalım Duygucum: Ben seni çok
yakından tanıyorum, gayet saf ve masumsun
ama ekranlardan görünce biz seni hareketli
ve baştan çıkarıcı bulduk. Acaba biz senin
içindeki şeytanı dışarı çıkarmayı bilmiyor
muyuz? Yoksa bu senin dışarıda giydiğin,
duygusal yanını sakladığın bir masken midir?
- Aslında, beni ne gözle görmek istersen o
gözle görebilirsin yani bu tamamen insanın
nasıl bakmak istediği ile alakalı bir durum.
Kimine göre normal hayatımda masum, kimine
göre ekranda masum, kimine göre de her
ikisinde de seksi ve baştan çıkarıcı
olabiliyor Duygu Çetinkaya.. Dediğim gibi bu
tamamen ne gözle görmek istediğine bağlı bir
durum..
Beni tanıyorsun, ben 167 boyunda, 48 kilo,
minnacık bir kızım. Hareketliyim ve yerimde
duramam. Her şeyden önemlisi gülmeyi çok ama
çok seviyorum ama nedense ekranda uzun boylu
havalı bir kız gibi görünüyorum, bu durumu
bazen seviyorum, bazen sevmiyorum .
Olduğumdan fazla çıkıyorum galiba tv de, bu
iyi mi, kötü mü hala çözemedim hala. Gelelim
ekranda duruş mevzusuna ; ışıklar yanıp
ekranın karşısına geçince ruh halim
değişiyor, kendime daha fazla güveniyorum ve
bakışlarım bile farklı oluyor ama bu tamamen
işimi sevmem ve işimden haz etmemden
kaynaklanıyor. Kendimi durduramıyorum yani.
İnan bana sesimin tonu dahi değişiyor. Garip
bir şey oluyor o anda bana . Değişik
görünmek için çaba sarf etmiyorum. Normalde
nasılsam orada da aynıyım. Kendimi gizleme
yada duygusallığımı kapatma falan gibi bir
durum söz konusu bile değil. Sadece ekran
büyüsü herhalde beni etkileyen…
Türkiye’nin Yıldızlarında 26 bayan
finalistin arasına kaldın. O dönemler
saçların sarışındı. Silikon Vadisini sundun.
O zaman saçların kızıldı… Biliyorsun bazı
kutsal kitaplarda bile yazar; “Tanrı kızıl
saçlı kadınları erkekleri mutlu etmesi için
yollamıştır” diye. Yani aslında kızıl saç
epey çekicidir. Fakat sen Çılgın Dershane
‘ye kumral çıktın ve hepimizin hayallerini
yıktın. Neden saçların kızıldı? Neden şimdi
kumral oldun?
- Yarışmada sarışındım. Türkü filmlerine
başlayınca sarışın bir köylü kızı olamazdım
o yüzden kumrala döndüm. Silikon vadisine
başlayınca da kendi kendime farklı bir imaj
yaratmam gerektiğini düşündüm ve kimsede
olmayan farklı bir renge turuncuya boyattım
saçlarımı.. Haa bu arada unutmadan saçlarım
kızıl hiç olmadı ki benim aaaaa rüyanda beni
kızıl mı gördün nedir? :)
Neyse geleyim çılgın dersanede ki kumral
olmamın nedenine. bence kurdela karakteri o
kadar renkli bir kız olamamlıydı… Çünkü
kıskanç bir yapısı var ve biraz da fettan
bir kız ona gidecek en iyi renkti kumraldı…
Onu daha iyi ifade edeceğine inandım ..
Kurdelanın saç rengi turuncu kalsaydı o
fettan hava yerine sevimli bir yüz gelirdi o
zaman da karakter ortaya çıkmazdı ben dogru
kararı verdim bence…
Tgrt ‘de yayınlanan Türkü Filmleri diye
13 bölümlük bir seride oynadın. Türküleri
sever misin? Varsa sana çok yakın gelen bir
türkü adı söyler misin?
- İnan öyle keyif aldım ki türkü filminde
oynarken, inanamazsın..
Oralarda olmak başka bir lezzetti benim
için. Çünkü orada çok farklı şeyler örgendim
ve yaşadığım yerin değerini anladım. Aynı
dünyada yaşadığımız ve nefes aldığımız
halde, 2 farklı dünyayı bir arada yaşadım
sanki. Garip bir tecrübeydi benim için,
hayat kaygıları bambaşka olan insanlarla
birlikte oturup sohbetler ettim ve hikayeler
dinledim, ruhuma başka bir kimlik kattı
oralar. İnan bana sabah 5 de sağılan ineğin
sütünün tadı böyle başka bir şeymiş ki yada
içilen buz gibi ayran ve sevimli ve
beklentisiz iğlikle dolu gülüşler, hele
saçta yapılan yufka falan yani nasıl desem
başka çok başka bir şeydi, inan insanlığı
gördüm ve ne zorluklarla mücadele
ettiklerini ama buna rağmen güldüklerini…
Garip ama gerçek …
Türküleri çok severim, ilk çektiğim filmin
ismi Kütahya’nın Pınarları sevgili Zara
söylemişti ağzına sağlık ne de güzel
okumuştu benim en sevdiğim türküyü ve tabi
hatırası da en az türkü kadar büyüktü….
(Aşk Meşk mevzuları galiba.. Soruyorum
fakat anlatmıyor… )
Sinan Çetin Plajda Kız Tavlama kılavuzu
diye bir film çekmişti. Bu filmde Sen,
Vildan Atasever ve Damla Debre ile birlikte
başroldeydin. Sinan Çetin filmi daha sonra
yayınlamadı. Senin orda rolün neydi? Sinan
Bey ‘e ayıp olmayacak kadar senaryoyu ve
senin karakterini anlatır mısın? Ve o filme
dönüp, baktığında kendi performansını
değerlendirsen on üzerinden kaç not
verirdin?
- Plajda Kız Tavlama kılavuzundaki rolüm
melisaydı.. okulun üç sosyetik kızından
birini canlandırdım. Plajda Kız Tavlama
kılavuzu da çılgın dersane gibi bir gençlik
filimiydi. Filmin konusu da hoştu …Bir
okuduğumuz okuldan mezun oluyoruz, sona
okuldan mezun olan sınıflar tatile gitmek
için plan yapıyor. Okulda kimsenin
konuşmadığı iki salak karakter var. Onlarda
bizden hoşlanıyor işte.. Biz tatile
gidiyoruz ama onları almıyoruz. Onlarda bu
duruma gıcık olup arkamızdan tatile
geliyorlar ve komik olaylar başlıyor.
İki filmi karşılaştırırsam Çılgın
Dershanedeki oyunculuk performansım çok daha
iyi ve verimliydi. Puan vermem gerekir ise..
Plajda Kız Tavlama kılavuzu 4, Çılgın
dersane ise 7 puan alırdı benden ...
Pazar öğleleri Dinçer ile birlikte
Silikon Vadisi ‘ni sunuyordun. Yaklaşık 1.5
sene olmuştu. (not: aaah ah, saçlarının
kızıl olduğu dönemlerdi). Gelen
yarışmacıları gazlayıp; “koş koş koş koş”
diyordun. Silikon Vadisi Bugüne kadar sana
neler kattı ve neden yollarınız ayrıldı?
- Silikon vadisi bana sadece tecrübe kattı…
Yetenekliyim ve çok çabuk öğreniyorum, bunu
her işimde kanıtladığım gibi orada da
kanıtladım. Bu yüzden de basamakları çabuk
çıkıyordum ve çıkmaya da devam ediyorum. Bu
da bazen insanların hoşuna gitmedi sanırım.
Aslında Vadiden ayrılmamın kişisel bir
sebebi yok. Sadece ummadığım bir hareket
yapıldı bende ayrıldım. Açıkcası önüme taş
konulması gerekliydi ve koyuldu. O taş
konulmasaydı Duygu çok daha iyi olacaktı
çünkü :)
Simge Tertemiz mevzusu var bide. Sizin
aranızda bir çekişme var diyorlar? Doğru
mudur? Kendisi hakkında düşüncelerin nedir?
Neden hiçbir programa beraber
katılmıyorsunuz ?
- Simge ile aramda çekişme olması durumu
tamamen yalan. Sinema filminde kendisi oda
arkadaşım sırdaşım ve kardeşim gibiydi yani.
Çünkü biz 1-2 ay orada olduğumuz için her
şeyimizi birlikte paylaştık. Onunla aramızda
çekememezlik gibi bir durum yok. Onun
başarılarından her zaman gurur duyarım. O’da
tahmin ediyorum aynı şeyleri düşünüyordur.
Çünkü Simge yüreğinde kötülük besleyebilecek
bir kız değil. Yaşına göre olgun,
yaptıklarını bilen ve kendini iyi ifade
edebilen bir yapısı var o yüzden onunla öyle
tartışmamız olamaz. Sadece Simgenin değil
ekipteki hiç kimseyle bi çekemezliğimiz
yoktu. Bir gruplaşmada yoktu. Beraber
katılmamamız durumu olmuşsa da
programlarımız uymamıştır. Denk
düşmemişizdir yani.. Basın danışmanlarının
tercihi de bu yönde olabilir.
Yaptığın işlere bakarsak; hep bir adım
öne ilerliyorsun. Yarışmacı, reklam castı,
dizi film, sunuculuk ve sinema oyunculuğu.
Bundan sonra kendini nerede görüyorsun?
10-20 sene sonrasını düşündüğümüzde kariyer
anlamında nerede duruyor olacaksın? Ne işler
becermiş olursun sence?
- Bu işler nasip kısmet işleri ya. Bazen bir
anda yükselirsin, bazen de bir anda inersin
o yüzden garanti bir şey söylemem mümkün
değil. Çok yüksek bir yerde olacağımı hayal
ederek başladığım bu maratonda zirve
yapmadan asla maratonu bırakmam herhalde.
Her zaman adımımı atmadan önce bir kez,
bazen beş kez daha düşünüyorum, ve bu yüzden
de doğru yollardan koştuğumu düşünüyorum.
İlerisi için en önemli zaman şuan attığın
adımlardır sanıyorum. Göreceğiz yani…
1986 doğumlu, Oğlak burcuymuşsun.
Biliyorsun oğlak burcu iş hayatında çok
çalışkan ve iyi yöneticilik yapan bir
burçtur. Çocukluk çağlarında herkese sözünü
dinlettiğini söyledin. Yani sen kendini
yönetici olarak görüyor musun? İnsanları
birleştirme, organize etme, bir topluluğa
önderlik yapma gibi meziyetlerin var mı
sence? Yoksa sen daha çok başkası organize
etsin bende meyvesini yiyeyim diyen
insanlardan mısındır?
- Çocukluğumdan beri hep yöneten oldum,
asker kızı olmamın da kesinlikle büyük bir
payı var. Benim için disiplin ve düzen çok
önemli kavramlar, bu vasıflara sahip
insanlar zaten yönetici ruhlu
oluyorlar…İnsanlara yön vermeyi severim ,bu
konuda kendimi engelleyemiyorum sanırım iyi
bir huy mu, kötü bir huy mu bunu da
bilemiyorum…İnsanları bir araya toplama ve
organize etme konusunda ustayımdır.
Planladığım program tıkır tıkır işler :) Bu
zamana kadar hiç başarışız olduğum olmadı.
Birileri tarafından yönetilmek ise beni hiç
hoşnut etmez çünkü ruhum yönetilmeye müsait
değil.
Çok klasik bir soru soracağım ama
herkesin merak ettiği bir soru. Ne tip
erkeklerden hoşlanırsın? Olmazsa olmaz
özellikleri söyler misin? Ve Erkeklerin
karakterlerinde veya yaşam biçimlerinde
olmazsa olmaz özellikler nelerdir?
(esmer,sarışın, kaslı, iri,zayıf – dürüst,
popüler, zeki, yönlendirici vs..vs.. )
- Haha soruya bak ya… Cevabı sen biliyorsun
ama gene de soruyorsun… Genelde esmer
erkekleri çok karizmatik ve kaliteli bulurum
ama benim için mutluluğun kabuğunun rengi
esmer yada sarışın ile kısıtlanmadı hiçbir
zaman.Yani esmer erkekleri beğenirsin ama
sarışın bir erkekte esmer birinde
bulamadığın mutluluk ve huzuru bulabilirsin,
bu işler nasip kısmet işi yani. Keşke
pazardan sebze seçer gibi rengine ve
yapısına göre seçilmese insanlar…
Mevcut erkekleri beğenmiyorsun yani?
- Şöyle etrafıma bakıyorum da erkekler ikiye
bölünmüş durumda benim gözümde;
Yakışıklı ama samanla dolu bir beyin ve işe
yaramaz bir yüreği olan adamlara karşı,
Ayakları yere basan güçlü kaliteli, ruhunu
arındırmayı başarmış yüreğini ve vicdanını
bozmamış erkekler diye ikiye ayırıyorum.
Birinci gurupta onları her yerde görebilmek
mümkün bakkalda,sokakta,işte onlar her
yerde, hayattan zevk aldıkları iki
kavramları var.. Gece gündüz etrafta
gezerler,tek hazları bir eğlence mekanına
gitmek, gittikleri mekanda alabildiğine
kadını kesmek yada tanışmak. Bulabildikleri
tek şey gene onlara benzeyen ruhsuz 2. el
kadınlardır ama onlar bile 1 gecelik..
İşte benim aradığım adam bu şeylerin tam
tersini yapan ikinci gruptaki statülere
sahip, ne olduğunu bilen yani adam gibi adam
olmayı başarabilmiş bir adam..
En kısa sorularımdan birini soruyorum.
Hiç sevgilini aldattın mı? Sebebi neydi?
- Aldattım denemez, Aldatmadım da denemez.
Şöyle söyliyim, birini çok seviyordum onun
beni sevip, sevmediğini bilmiyordum ama
erkek arkadaşım değildi. Uzun zaman peşinden
koşmuştum (gerçi o bilmiyordu bunu). Belli
bir zaman geçti, 8-9 aydan fazla olmuştu.
Ben bu kişiye bir şekilde açıldım bu adam
hoşlanıyordu benden ama bir garipti,
sorunluydu yani.. Bende onun yaptıklarını
tahammül edemedim ve düşüncesizce aldattım
ve onun benden nefret etmesini sağladım.
Sonradan beni çok sevdiğini öğrenmiştim
gerçi. İlk ve son ‘du.
Senin gibi genç ve dinamik bir bayanla
röportaj yapmak gerçekten çok eğlenceliydi.
Konuşkanlığını ve hoşsohbetliğini bu
röportajda da belli ettin. Son olarak web
sitemiz okuyucularına söylemek istediğiniz
bir şey var mı?
- Tüm okuyuculara en derin sevgi ve
saygılarımı iletiyorum.
Röportaj : 2oo7 - Emre MARAŞ
|